Nöro Somatik Programlama’nın ortaya çıkış sürecinde üzerinde en fazla durduğum konulardan biri şuydu:
Neden bazı insanlar değişmek istemelerine rağmen değişemiyorlar?
Neden bazı insanlar yıllarca aynı sorunları yaşamaya devam ediyorlar?
Neden bazı insanlar onlarca yöntem denedikleri halde aynı döngülerin içerisinde kalıyorlar?
Bu sorular üzerinde yürüttüğüm uzun yıllara dayanan gözlemler, uygulamalar ve vaka analizleri bana önemli bir gerçeği göstermiştir:
İnsan değişimi rastlantısal değildir.
Değişim belirli prensiplere bağlı olarak gerçekleşir.
Nasıl ki fizik dünyası belirli yasalarla işliyorsa, insan değişiminin de kendine özgü işleyiş prensipleri vardır.
NSP Değişim Modeli içerisinde bu prensipler “Değişimin Temel Yasaları” olarak tanımlanmaktadır.
Bu yasalar değişimi zorlayan, kolaylaştıran, hızlandıran veya engelleyen temel mekanizmaları açıklamaktadır.
İnsan fark etmediği şeyi değiştiremez.
Sorunun kaynağı bilinmediğinde kişi çoğu zaman yalnızca sonuçlarla mücadele eder.
Bu nedenle değişimin ilk adımı yargılamak değil fark etmektir.
Farkındalık değişimin kendisi değildir.
Ancak değişimin başlayabilmesi için gerekli ilk koşuldur.
Her yaşantı sistemde bir iz bırakır.
Bazı kayıtlar bilinç düzeyinde hatırlanırken bazıları yalnızca duygusal veya somatik düzeyde varlığını sürdürür.
İnsan çoğu zaman bugünkü tepkilerini bugünkü olaylarla açıkladığını düşünür.
Oysa birçok tepki geçmiş kayıtların bugüne taşınmış etkileridir.
İnsanı etkileyen olayın kendisi değil, olaya yüklediği anlamdır.
Aynı olay farklı bireylerde farklı sonuçlar oluşturabilir.
Çünkü değişimi belirleyen yalnızca yaşanan deneyim değil, deneyimin nasıl anlamlandırıldığıdır.
Çözülmemiş duygular sistem içerisinde etkisini sürdürmeye devam eder.
Bastırılan, ertelenen veya yok sayılan duygular ortadan kaybolmaz.
Onlar yalnızca farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkar.
Bu nedenle NSP duygularla savaşmayı değil, onları anlamayı ve dönüştürmeyi hedefler.
Beden yalnızca biyolojik bir yapı değildir.
Beden aynı zamanda yaşanmışlıkların taşıyıcısıdır.
Bazı insanlar unuturlar.
Ancak beden unutmaz.
Bu nedenle değişim yalnızca düşünsel düzeyde değil, somatik düzeyde de gerçekleşmelidir.
Tekrarlanan her deneyim sistem içerisinde güçlenir.
Bir düşünce ne kadar tekrar ediliyorsa o kadar tanıdık hale gelir.
Bir duygu ne kadar sık yaşanıyorsa sistem içerisinde o kadar yerleşik hale gelir.
Tekrarlanan örüntüler zamanla otomatikleşir.
İnsan yaşamını çoğu zaman gerçeklere göre değil, öz bilinç organizasyonuna göre yaşar.
Kişinin kendisi hakkında sahip olduğu temel algılar yaşamının yönünü belirler.
Öz bilinç değişmeden davranış değişse bile eski örüntülerin geri dönme ihtimali yüksektir.
Davranışlar kimliğin hizmetindedir.
İnsanlar çoğu zaman yapmak istediklerini değil, kim olduklarına inandıkları şeyi yaşarlar.
Bu nedenle kimlik düzeyinde gerçekleşmeyen değişimler kalıcılık konusunda zorluk yaşayabilir.
İnsan sistemi kendi içinde tutarlılık arar.
Bireyin inançları, duyguları, öz bilinç yapısı ve davranışları arasında güçlü bir uyum eğilimi vardır.
Bu nedenle sistem mevcut yapıyı korumaya çalışabilir.
Değişim çoğu zaman bu içsel tutarlılığın yeniden düzenlenmesini gerektirir.
Direnç değişimin düşmanı değildir.
Direnç sistemin kendisini koruma çabasıdır.
Birçok kişi direnci sorun olarak görür.
NSP açısından direnç, sistemin korunmaya çalışılan bir bölümüne işaret eden önemli bir bilgidir.
Bu nedenle dirençle savaşılmaz.
Direnç anlaşılır.
Sorunlar çoğu zaman tek bir nedenden oluşmaz.
Her davranış belirli bir organizasyonun sonucudur.
Bu nedenle NSP yalnızca belirtilere değil, belirtileri oluşturan organizasyona odaklanır.
Organizasyon değiştiğinde sonuçlar da değişmeye başlar.
Gerçek değişim davranış düzeyinde değil, öz bilinç ve kimlik düzeyinde gerçekleşir.
Davranış değişikliği geçici olabilir.
Dönüşüm ise bireyin kendisini deneyimleme biçiminin yeniden yapılanmasıdır.
NSP’nin temel amacı yalnızca sorunları azaltmak değildir.
NSP’nin temel amacı bireyin kendi özüyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmektir.
Genel Değerlendirme
NSP Değişimin 12 Temel Yasası, insan değişimini yalnızca davranışsal bir süreç olarak değil; düşünsel, duygusal, somatik, öz bilinçsel ve kimlik temelli bir organizasyon olarak ele almaktadır.
Bu yasalar birlikte değerlendirildiğinde değişimin doğrusal değil, çok katmanlı ve dinamik bir süreç olduğu görülmektedir.
NSP’nin temel yaklaşımı, bireyin yaşadığı sorunları değil; o sorunları üreten sistemi anlamak ve dönüştürmektir.
Çünkü kalıcı değişim, sonuçların değil, sonuçları oluşturan organizasyonun değişmesiyle mümkün hale gelir.