NSP kuramını geliştirirken ulaştığım en önemli sonuçlardan biri şuydu:
İnsan davranışlarını anlamaya çalışırken yalnızca davranışlara bakmak yeterli değildir.
Çünkü davranış, insan sisteminin görünen kısmıdır.
Görünen her davranışın arkasında bir kimlik organizasyonu, her kimlik organizasyonunun arkasında ise bir öz bilinç yapılanması bulunmaktadır.
Bu nedenle insan davranışlarını yalnızca davranış düzeyinde değerlendirmek, ağacın meyvelerini inceleyip kök sistemini göz ardı etmeye benzer.
NSP açısından davranışlar sonuçtur.
Kimlik organizasyonu süreçtir.
Öz bilinç ise kaynaktır.
İşte bu nedenle NSP insanı anlamaya çalışırken Öz Bilinç–Kimlik–Davranış Üçgeni adını verdiğim modeli esas almaktadır.
Bu modele göre insan yaşamındaki birçok sonuç, bu üç temel organizasyon alanı arasındaki etkileşimden doğmaktadır.
NSP kuramında öz bilinç, bireyin kendisini nasıl deneyimlediğini belirleyen merkez organizasyondur.
Öz bilinç; kişinin yalnızca kendisi hakkında ne düşündüğü değildir.
Öz bilinç;
* Kendisini ne kadar değerli gördüğü,
* Kendisini ne kadar yeterli hissettiği,
* Kendisini ne kadar görünür algıladığı,
* Kendisini ne kadar kabul ettiği,
* Kendisini yaşam içerisinde nasıl konumlandırdığı
İle ilgilidir.
Bu nedenle öz bilinç, insanın iç dünyasında sessizce çalışan fakat yaşamın tamamını etkileyen görünmeyen bir merkezdir.
Birçok insan yaşamını dış koşulların belirlediğini düşünmektedir.
Oysa NSP açısından dış koşullardan önce bireyin kendisini nasıl deneyimlediği önem taşımaktadır.
Çünkü insan çoğu zaman yaşadığı olaylara değil, kendisi hakkındaki organizasyonuna göre tepki vermektedir.
Kimlik, öz bilincin yaşam içerisinde aldığı biçimdir.
Başka bir ifadeyle kimlik, öz bilincin davranışa dönüşmeden önceki organizasyon alanıdır.
Bir insan kendisini nasıl deneyimliyorsa zaman içerisinde buna uygun bir kimlik oluşturmaya başlar.
Kendisini güçlü deneyimleyen biri ile kendisini yetersiz deneyimleyen biri aynı yaşam olaylarını farklı yorumlayabilir.
Kendisini değerli hisseden biri ile değersiz hisseden biri aynı ilişki içerisinde farklı davranabilir.
Bu nedenle kimlik, bireyin yaşamla kurduğu ilişkinin temel mimarlarından biridir.
Kimlik yalnızca kişinin kendisini tanımladığı birkaç cümleden oluşmaz.
Kimlik aynı zamanda kişinin yaşam içerisindeki rolünü, beklentilerini, sınırlarını ve seçimlerini etkileyen organizasyon sistemidir.
Davranış, öz bilinç ve kimlik organizasyonlarının dış dünyadaki görünür yansımasıdır.
Birçok yaklaşım davranışı değiştirmenin değişim için yeterli olduğunu savunmaktadır.
NSP açısından ise davranış önemlidir fakat tek başına yeterli değildir.
Çünkü davranışlar çoğu zaman daha derindeki organizasyonların sonucudur.
Bir insanın sürekli ertelemesi yalnızca bir davranış değildir.
Bir insanın sürekli kendisini geri çekmesi yalnızca bir davranış değildir.
Bir insanın sürekli değersiz hissettiği ilişkileri seçmesi yalnızca bir davranış değildir.
Bu davranışların arkasında çoğu zaman kimlik ve öz bilinç organizasyonları bulunmaktadır.
Bu nedenle davranışı anlamak isteyen kişi önce davranışı üreten sistemi anlamalıdır.
NSP Öz Bilinç–Kimlik–Davranış Üçgeni doğrusal bir model değildir.
Bu yapı sürekli olarak birbirini etkileyen dinamik bir sistemdir.
Öz bilinç kimliği etkiler.
Kimlik davranışları etkiler.
Davranışlar yeni deneyimler oluşturur.
Yeni deneyimler öz bilinci etkiler.
Böylece sistem sürekli olarak kendisini yeniden üretir.
Örneğin;
Kendisini değersiz deneyimleyen bir birey, değersizlikle uyumlu bir kimlik organizasyonu geliştirebilir.
Bu kimlik organizasyonu belirli ilişki seçimlerine yol açabilir.
Yaşanan ilişki deneyimleri öz bilinçteki değersizlik algısını yeniden güçlendirebilir.
Sonuç olarak döngü devam eder.
Bu nedenle NSP açısından değişim yalnızca davranış değişikliği değil, organizasyon değişikliğidir.
İnsan yaşamındaki birçok zorluk bu üç alan arasındaki uyumsuzluklardan kaynaklanabilir.
Birey kendisini güçlü gösterebilir fakat öz bilinç düzeyinde yoğun yetersizlik yaşayabilir.
Birey başarılı davranışlar sergileyebilir fakat kimlik düzeyinde başarısız biri olduğuna inanabilir.
Birey görünür olabilir fakat öz bilinç düzeyinde görünmez hissedebilir.
Bu tür durumlarda kişi dışarıdan farklı, içeriden farklı bir deneyim yaşayabilir.
NSP açısından bu durumlar içsel çatışmaların ve kimlik bölünmelerinin önemli kaynakları arasındadır.
Bu sorunun cevabı NSP kuramının merkezinde yer almaktadır.
Gerçek dönüşüm davranışta başlamaz.
Davranış dönüşümün sonucu olabilir.
Ancak kimliği dönüştüren asıl alan öz bilinçtir.
Bu nedenle NSP açısından kalıcı değişim, bireyin kendisiyle kurduğu ilişkinin dönüşmesiyle başlar.
Kişi kendisini farklı deneyimlemeye başladığında kimlik organizasyonu değişmeye başlar.
Kimlik organizasyonu değiştiğinde davranışlar değişmeye başlar.
Davranışlar değiştiğinde yaşam sonuçları değişmeye başlar.
İşte bu nedenle NSP yalnızca davranış odaklı bir yaklaşım değildir.
NSP, insanın kendi özüyle kurduğu ilişkiyi anlamaya ve dönüştürmeye odaklanan bütüncül bir değişim modelidir.
Bugüne kadar anlattığımız tüm kuramsal yapıların merkezinde aslında bu üçgen bulunmaktadır.
Öz bilinç olmadan kimliği anlamak mümkün değildir.
Kimlik olmadan davranışları anlamak mümkün değildir.
Davranışlar anlaşılmadan da yaşam sonuçlarını açıklamak mümkün değildir.
Bu nedenle NSP insan modelinin merkezinde Öz Bilinç–Kimlik–Davranış Üçgeni yer almaktadır.
Bu üçlü yapı, insanın iç dünyası ile dış dünyası arasındaki görünmeyen köprüyü oluşturmaktadır.
NSP Öz Bilinç–Kimlik–Davranış Üçgeni Kuramı, insan davranışlarını yalnızca görünen sonuçlar üzerinden açıklamak yerine, bu sonuçları üreten derin organizasyonları anlamayı amaçlamaktadır.
Bu kurama göre davranışlar tek başına ele alınamaz.
Her davranışın arkasında bir kimlik organizasyonu, her kimlik organizasyonunun arkasında ise bir öz bilinç yapılanması bulunmaktadır.
Bu nedenle kalıcı değişim, davranışların düzeltilmesiyle değil; öz bilinç, kimlik ve davranış arasındaki ilişkinin yeniden organize edilmesiyle mümkün hale gelir.
NSP’nin insan modeli tam da bu noktada şekillenmektedir:
İnsan ne düşündüğü kadar değildir.
İnsan ne hissettiği kadar da değildir.
İnsan çoğu zaman kendisini nasıl deneyimliyorsa, yaşamını da o deneyimin sınırları içerisinde kurmaktadır.