Birçok yaklaşım insanın neden sorun yaşadığını açıklamaya çalışmıştır. Kimileri davranışlara odaklanmış, kimileri düşüncelere, kimileri ise geçmiş yaşantılara. Ancak değişim konusunda cevabı en zor soru her zaman aynı kalmıştır:
İnsan gerçekten nasıl değişir?
Yıllar boyunca binlerce danışanla yürüttüğüm çalışmalar sırasında dikkatimi çeken önemli bir gerçek vardı. İnsanlar çoğu zaman ne yapmaları gerektiğini biliyorlardı. Hatta bazıları sorunlarının nedenlerini de fark etmişti. Buna rağmen aynı döngüler tekrar ediyor, aynı ilişkilere giriyor, aynı korkuları yaşıyor ve aynı davranışları sürdürüyorlardı.
Bu gözlem beni şu soruya götürdü:
Eğer farkındalık değişim için yeterli olsaydı, insanların büyük çoğunluğu çoktan değişmiş olmaz mıydı?
NSP Değişim Modeli tam da bu sorudan doğmuştur.
NSP’ye göre değişim; yalnızca düşüncenin değişmesi değildir. Duygunun rahatlaması da değildir. Davranışın farklılaşması ise hiç değildir.
Gerçek değişim; insan sisteminin birbiriyle etkileşim halinde çalışan katmanlarında meydana gelen yeniden organizasyon sürecidir.
Bu nedenle NSP, insanı tek boyutlu değil çok katmanlı bir yapı olarak ele alır.
Bir ağacın toprağın üstünde görünen kısmı ne kadar önemliyse, toprağın altında kalan kök sistemi de o kadar önemlidir.
Davranışlar ağacın görünen kısmıdır.
Düşünceler köklerin bir bölümüdür.
Duygular daha derindeki yapılardır.
Somatik kayıtlar, öz bilinç organizasyonu ve kimlik yapılanması ise ağacı ayakta tutan görünmez kök ağını oluşturur.
Çoğu değişim girişimi dalları budamaya çalışır.
Çünkü kök değişmeden sonuç değişse bile eski örüntülerin yeniden ortaya çıkma ihtimali devam eder.
NSP’ye Göre İnsan Sistemi
NSP insan sistemini beş temel katmanda ele alır:
Düşünce Katmanı
Bu katman bireyin olayları yorumlama biçimini içerir.
İnançlar, değerlendirmeler, iç konuşmalar ve zihinsel anlamlandırmalar bu düzeyde bulunur.
Ancak NSP açısından düşünceler çoğu zaman sistemin başlangıç noktası değil, daha derindeki süreçlerin zihinsel yansımalarıdır.
Duygu Katmanı
Duygular yalnızca hissedilen deneyimler değildir.
Onlar aynı zamanda sistemin iç işleyişi hakkında bilgi taşıyan sinyallerdir.
Korku, öfke, suçluluk, değersizlik, utanç, reddedilme ve yetersizlik gibi deneyimler çoğu zaman bireyin yaşamındaki görünmeyen organizasyonların dışa vurumudur.
Bu nedenle NSP duyguları bastırmaya değil, anlamaya çalışır.
Somatik Katman
İnsan yalnızca düşünen bir varlık değildir.
İnsan aynı zamanda hisseden ve bedeninde kayıt tutan bir varlıktır.
Bazı yaşantılar zihinden silinse bile bedende iz bırakabilir.
Beden bazen unutulanı hatırlar.
Bu nedenle NSP değişim sürecinde yalnızca zihinsel değil somatik göstergeleri de dikkate alır.
Çünkü bazı sorunlar düşüncede değil, bedenin taşıdığı kayıt organizasyonlarında yaşamaya devam eder.
NSP kuramında öz bilinç merkezi bir konuma sahiptir.
Öz bilinç bireyin kendisiyle ilgili temel deneyimlerinin birleşim noktasıdır.
“Ben değerliyim.”
“Ben yeterliyim.”
“Ben görünürüm.”
“Ben sevilirim.”
Ya da
“Ben yetersizim.”
“Ben önemsizim.”
“Ben başarısızım.”
Şeklindeki temel yapılanmalar bu düzeyde örgütlenir.
Bireyin yaşamındaki birçok seçim aslında öz bilinç organizasyonunun doğal sonucudur.
Kimlik, bireyin kendisi hakkında oluşturduğu en üst düzey sistemdir.
İnsan çoğu zaman davranışlarına göre değil, kimliğine göre yaşar.
Kendisini başarısız biri olarak tanımlayan kişi başarıyı sürdüremeyebilir.
Kendisini değersiz biri olarak tanımlayan kişi sağlıklı ilişkileri koruyamayabilir.
Kendisini kurban olarak tanımlayan kişi fırsatları göremeyebilir.
Bu nedenle NSP’ye göre kalıcı değişim ancak kimlik organizasyonu dönüştüğünde mümkün hale gelir.
NSP değişimi doğrusal bir süreç olarak görmez.
Değişim dinamik ve döngüsel bir sistem içerisinde gerçekleşir.
Bu sistem şu şekilde ifade edilebilir.
Kayıt → Anlam → Duygu → Somatik Tepki → Öz Bilinç → Kimlik → Davranış
Yaşanan her deneyim sistemde bir kayıt oluşturur.
Kayıt belirli bir anlam üretir.
Anlam bir duyguyu aktive eder.
Duygu bedensel karşılıklar oluşturur.
Bedensel deneyimler öz bilinç algısını etkiler.
Öz bilinç kimliği şekillendirir.
Kimlik ise davranışları yönlendirir.
Davranışlar yeni deneyimler yaratarak döngüyü yeniden başlatır.
İşte insanın yıllarca aynı yaşam örüntülerini sürdürmesinin temel nedenlerinden biri bu döngüsel yapıdır.
Çünkü insanlar çoğu zaman davranışları değiştirmeye çalışırken davranışı üreten sistemi değiştirmemektedir.
Bu durum kökleri aynı kalan bir ağacın yalnızca dallarını budamaya benzer.
Bir süre sonra aynı yapı yeniden ortaya çıkar.
NSP’nin temel yaklaşımı, sorunu değil sorunu üreten organizasyonu anlamaktır.
Çünkü organizasyon değiştiğinde sonuçlar da değişmeye başlar.
NSP Perspektifinden Dönüşüm
Bu noktada değişim ve dönüşüm arasındaki farkı ayırt etmek gerekir.
Değişim bir davranışın farklılaşmasıdır.
Dönüşüm ise bireyin kendisini deneyimleme biçiminin yeniden yapılanmasıdır.
Sigarayı bırakmak değişim olabilir.
Kendisini bağımlı biri olarak görmekten çıkmak dönüşümdür.
Topluluk önünde konuşmak değişim olabilir.
Kendisini görünmez biri olarak görmekten vazgeçmek dönüşümdür.
NSP’nin amacı yalnızca semptomları azaltmak değildir.
NSP’nin amacı insanın kendi özüyle kurduğu ilişkiyi yeniden organize etmektir.
Çünkü insanın yaşamı çoğu zaman yaşadığı olaylardan değil, kendisini kim olarak deneyimlediğinden etkilenir.
NSP Değişim Modeli; düşünce, duygu, somatik deneyim, öz bilinç ve kimlik arasındaki etkileşimi açıklayan bütüncül bir değişim kuramıdır.
Bu model, insan davranışlarını tek bir değişkene indirgemeden açıklamayı amaçlar ve kalıcı değişimin yalnızca görünen davranışlarda değil, davranışları üreten sistemin tamamında gerçekleşmesi gerektiğini savunur.
NSP perspektifinden bakıldığında gerçek dönüşüm, bireyin yalnızca ne yaptığını değil, kendisini kim olarak deneyimlediğini değiştirebildiği noktada başlar.